Dünya bir tiyatro sahnesi

Dünya bir tiyatro sahnesi

Vasatın yükselişi döneminde değerli olanı öne çıkarabilmek, popüler olana değil gerçekten iyi olana hak ettiği değeri verebilmek ve niceliğe değil niteliğe bakabilmek zor olsa da, biz elimizden geleni yapalım dedik... Çünkü hala birileri; bize sanatı, sanatçıyı, kaliteyi ve başarının ne anlama geldiğini hatırlatmak adına çabalıyor.

DÜNYAYA GÖZLERİMDEN BAK
Kadıköy, Hasanpaşa’da tarihi bir köşkte bulunan üç ayrı odada sergilenen oyun, üç askerin savaşa ve yaşadıklarına dair anlattıkları hikayelerden oluşuyor Dünyaya Gözlerimden Bak. Monolog halinde olan metinler seyirci ile iç içe hatta burun buruna oynanarak aktarılıyor, seyirci odalar arasında geçişler yapıyor. Bu farklı tarzdaki oyun hem konusu hem tarzı hem de tecrübesi itibarıyla izlenmeye değer.

EMİR ÇUBUKÇU
“BÜTÜNÜN BİR PARÇASIYIZ”

Hep büyülü derler ya tiyatro sahnesi, büyü sizin için sahnenin neresinde?

Sahnenin kendisi ne kadar büyülü onu bilmiyorum. Fakat büyülü bir şey bulmam gerekirse ortada olmayan bir şey için aylarca çalışıp onu kanlı canlı hale getirmek diyebilirim. Sıfırdan. Bu müthiş bir şey! Yanına yaklaşılmaz bir özgürlük sağlıyor insana. Ben her şeyi yapabilirim duygusu.

‘Ben neden tiyatro yapıyorum?’ diye kendinizi sorguladığınız oluyor mu?
Her gün. Fakat her günün sonunda kendime hak verecek bir neden buluyorum.

D22 üçünüzün kurduğu bir tiyatro. Hep idealleri olan biri miydiniz?
İdealler veya hayata bakış dediğimiz şey, beraber büyürken yerleşiyor. Durmadan da gelişip genleşiyor. Üçümüz için de böyle oldu sanırım. Hepimizin farklı deneyimleri ve geçmişleri vardı. Fakat birbirimizi akılca da büyütmeye çabalayarak yol aldık. Bazı ideallerimizin de şu saatten sonra pek değişeceğini sanmıyorum. Neyse ki.

Canlandırdığınız karakterin hikayesi de ilginç...
Evet, eski bir asker. Çok yaşlı. İltihaplı ve yatağa bağlı. Artık hareket dahi edemediği bu yatakta, hayatının son günlerinde yıllarca önce öldürdüğü bir kadını hatırlıyor. Savaş olmasaydı, onu öldürmek zorunda kalmasaydım ona aşık olurdum diye düşünüyor. Biz de bu ihtiyar sayesinde savaşın karanlığını, yaşanabilecek bütün güzellikleri nasıl kararttığını hatırlıyoruz. Ve yok olup gitmeyen o travmayı görüyoruz.

Hayata nasıl bir katkınız olsun?
İnanın bilmiyorum. Ama insan olarak bir taştan veya kum tanesinden daha önemli olmadığımızı, bütünün bir parçası olduğumuzu birçok insana anlatmak güzel olurdu belki.



BERKAY ATEŞ
“BUGÜN 'YAŞAYABİLMEK' İÇİN TİYATRO”


İnsan kendini dizide herkesle birlikte izliyor ama tiyatroda bu mümkün değil. Tiyatro bir oyuncuya hayatla ilgili en çok neyi öğretmekle yükümlü sizce?
Galiba hayattaki en değerli şeylerden biri olan soru sormayı öğretiyor. Kendimi ve bu sayede her şeyi sorgulamamı, her oyunda yeniden keşfetmemi sağlıyor. Hayatı yaşanabilir kılıyor benim için. Büyüsü her yerinde. Örneğin, bir arada tutabilmesinde, oyun oynatabilmesinde, şakaya inandırabilmesinde. Belki de bugün ‘yaşayabilmek’ için tiyatro.

Seyirci aurası diye bir şey var mı, farklı günlerde farklı bir enerji hissettiğiniz olur mu?
Kesinlikle var. Özellikle bu oyunda seyirci ile neredeyse burun buruna oynuyoruz. Nefesimizi karşılıklı hissedebiliyoruz. Bu hem çok zor hem de çok özel bir paylaşım. Oynayan için de izleyen için de ayrı ve etkileyici bir deneyim. Her oyunun farklı olması heyecanımı diri tutuyor. Hele bu oyunda seyirciyi bütün değil tek tek değerlendirme, yaşama imkanı var ve bu apayrı bir enerji getiriyor.

Oyun da yazıyorsunuz... Anlatmak istedikleriniz, derdiniz olduğu için mi?
Kesinlikle. Yazmak çok daha yaratıcı geliyor bana. Sıfırdan bir dünya kurmak...

Yazarlar Ormanı diye bir etkinlik düzenliyorsunuz. Nasıl ortaya çıktı?
Ağaçların kesilmesine, para uğruna nefesimizin çalınmasına karşı bir şey yapmak istiyorduk. Bu fikirlerle ortaya çıktı. Her ay bir yazarımıza anma gecesi düzenledik. Bir bilet bir fidan bedeli ve en sonunda da hedeflediğimiz ilk koruyu tamamladık. Son nefesime kadar bu ormanların büyümesi için elimden geleni yapacağım.

CAN KULAN
“SAVAŞMADAN YAŞAMANIN FORMÜLÜ, VİCDANLA YAŞAMAK”


Tiyatro vesilesiyle hayatla ilgili neyi keşfettiniz?
Sanırım önyargıyı keşfetmeme yardımcı oldu. Örneğin, oynayacağım karakterlere, herhangi bir yargıda bulunarak başlamam beni o karakterin gerçekliğinden uzaklaştırabilir. Karakterin bir kral olması illaki güçlü olduğu anlamına gelmeyebilir. Onu tanımak ve tanımadan önce de kesin, genel geçer bir yargıda bulunmamak gerekiyor. Hayatta da çok farklı olduğunu düşünmüyorum.

Hep idealleri olan biri miydiniz?
Yok, çok öyle biri değildim. Bu mesleği seçerken bile idealistlikten değil keyif aldığım için seçtim. Ama tiyatroya başlayıp sokağa çıkınca merak etmeye başladım sanırım. Yaşadığım şehri, ülkeyi, daha gerçekçi değerlendirmeye başladım. Ve evet şimdi idealleri olan biriyim diyebilirim.

Oyun sırasında tuhaf tepkilerle karşılaştığınız oluyor mu?
Çok yakın oynuyorum seyirciye, hatta en yakın ben oynuyorum, neredeyse omuz omuzayız. Tabii dolayısıyla kendini çok yakın hissedip benle uzun uzadıya muhabbet etmek isteyen de oluyor, başını oyun boyunca önüne eğip hiç izleyemeyen de. İkisi de anlaşılabilir bence ama bir seyircinin oyun başladıktan sonra ‘Oğlum kaç dakika oynayacaksın şimdi sen?’ demesi tuhaftı tabii!

Savaş deyince aklınıza ilk ne geliyor?
Para geliyor. Bir kısım daha zengin olsun diye karışan ülkeler, bitirilen hayatlar, yıkılan şehirler geliyor. Bir de savaş denilince barış geliyor tabii.

Savaşmadan yaşamanın bir formülü var mı sizce?
Vicdanla yaşamak.

Hayata nasıl bir katkınız olsun isterdiniz?
İyi ve vicdanlı bir insan yetiştirmek isterdim.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.