Oraya gitme, orada öcü var!

Çocukları yetişkin zekamızın bize sağladığı kolaylıkla tehdit etmek, manipüle etmek ve fiziksel gücümüzü kullanarak yönlendirmek çok kolay. Ancak etik değil.

“Ben çocuğumu eski yöntemleri kullanmadan yetiştireceğim. Geleneksel yöntemlerin bir kısmı çok tehlikeliydi. İşte o yöntemlerle yetişmiş bizleri gördük. Ruh sağlığı yerinde çocuklar için daha iyi ebeveynlik yapmalı. Vurma, tehdit, korkutma kabul edilemez. Fiziksel ve duygusal istismardan çocuğumu koruyacağım.”

Bu sözü vermiş bir yeni anne olarak bakıcısının oğluma “Orada böcekler var, sakın oraya gitme” demesi beni çileden çıkartmıştı. Bu kadar temel bir hatayı nasıl yapardı?
“Korkutmuyoruz” dedim. “Onu yemezsen bak öcü gelir” dedi. Ya da “Onu sen yemezsen ben yerim” deyip hop ağzına attı. “Tehdit etmiyoruz” dedim.

Her seferinde uzun uzun anlattım.

Geçenlerde tombik bir ufaklık kahvaltıya gittiğimiz mekanda parkta tek başına oynuyordu. Asık suratlı, çatık kaşlıydı. Kahvaltı masasından bir ekmek kaptı, parka koştu. Masadakiler ısrarla çağırıp kahvaltısını bitirmesini söyleyip yemeklerine ve sohbetlerine devam ediyorlardı. Küçük kız inatla duymazlıktan gelince masadaki ergenlikten yeni çıkmış bir genç kadın “Buraya gel. Bak, orada öcü var!” dedi. Küçük kız korkmuş göründü. Huzursuz birkaç ses çıkardı ancak belli ki bunlara karnı toktu. Dirayetli, inatçı, bence lider ruhlu, henüz içindeki kurt öldürülmemiş bir çocuktu.
Başka bir gün deniz kenarında torununa bir türlü söz geçiremeyen bir babaanne vardı. Kendi yaşlarda başka bir kadınla deniz kenarında oturmuş sohbet ediyor, torununun da ısrarla denize girmesini istiyordu. Çocuk denize girdiğinde şöyle değil, böyle yapmasını istiyor, çocuk direktiflerine uymayınca çocuğun onu ne kadar üzdüğünden yakınıyordu. Arkadaşına torun bakmanın zorluklarını çocuğun yanında anlatıyor, çocuğun anlatmaya çalıştığı hiçbir şeyi dinlemiyordu. Babaanne bir süreliğine uzaklaştığında arkadaşı çocuğa, “Böyle davranırsan iğnecileri çağırırım bak” dedi. Çocuk ağlamaya başladı.
Yine bir gün iki yaşlarında neşeli bir çocuk koşuşturuyordu. Annesi çağırdı, gitmedi. Oyununa devam etti. Annesi yanına gidip pataklamaya başladı. Öyle üzüldüm ki… Hemen yanlarına gidip bunu yapamayacağını, bunun adının istismar olduğunu, polis çağıracağımı söyledim. “Sana ne ya, benim çocuğum” dedi. Yabancıydı. “Bu ülkede ‘çocuk benim, istediğimi yaparım’ diye bir şey yok. Hukuki olarak çocuk, toplumun ve devletin koruması altındadır” dedim.

Biliyorum siz de benim gibi onlarca olaya şahit oldunuz. Bu şiddet sarmalından nasıl çıkacağız? Bu döngü nasıl kırılır? Çocuk haklarına aykırı bu davranışları ‘canımız gibi sevdiğimiz’i iddia ettiğimiz çocuklarımıza nasıl uyguluyoruz?
Çocukları yetişkin zekamızın bize sağladığı kolaylıkla tehdit etmek, manipüle etmek ve fiziksel gücümüzü kullanarak yönlendirmek çok kolay. Ancak etik değil. Vicdanlı, sevgi dolu, ruh sağlığı yerinde bir çocuk yetiştirmek için kesinlikle doğru yöntemler değil.

Zaten işe yaramadığını görüyorsunuz. Korku dolu, zıvanadan çıkmış, yerinde duramayan, yemeğini doğru dürüst kendi yiyemeyen, korkusundan ve endişesinden uyku uyuyamayan, annesine-babasına son derece kızgın ancak onlardan başka kimsesi olmadığı için onlara yapışan çocuklarımız var.

“Bak seni bırakır giderim” diye tehdit edilen çocuğun size yapışık olması çok normal. O an dediğinizi yapması kırılan kalbinden daha mı önemli?

Tutup sarstığınız çocukların beyninin zedelendiğini ve onda geri dönülemez hasarlara sebep olduğunu biliyor muydunuz?

Öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım alın. Bugün her yerde kitaplar, her internete girdiğinizde karşınıza çıkan makaleler var. Bugün gerçekten de öğrenmemek ayıp gibi geliyor bana. Hele ki elimizin altında bilgiye bu kadar kolay ulaşabileceğimiz kaynaklar varken.

Biliyorum, birçoğumuz gerek evde gerek okulda örselendik. Kırılıp döküldük. Otomatik olarak içimizden şiddet çıkıyor canımız sıkıldığında. Ancak insan beyni değiştirmek için çabaladığınızda buna çok çabuk cevap veren bir yapı.

Biraz yavaşlayalım ne dersiniz? Nasıl bir ebeveyn olmak istediğimizi düşünelim. Bizim nasıl bir çocukluğumuz oldu ve bunun ebeveynliğimize nasıl etkileri var sorgulayalım. Beynimizi, aklımızı doğru kullanalım. Değişime açık olalım. Kalbimizle, şefkatimizle besleyelim kendimizi de çocuklarımızı da. Akıl sağlığı yerinde bir toplum için akıl sağlığı yerinde çocuklara ihtiyacımız var.